dizi inceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dizi inceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2015 Cumartesi

Bron/Broen (2011-)

Merhabalar tekrardan. Bu sefer de bir İsveç/Danimarka ortak yapım bir  diziyle karşınızdayım, anlayacağınız bazen değişiklik yapmayı bende seviyorum. Konusuna geçeyim, övgü yağdırmaya sonra başlayacağım. Ama başlamadan şunu diyeyim, bulabildiğiniz bütün İskandinav filmlerini ve dizilerini izleyin derim. İskandinavlar işi biliyor ve Amerika'daki gibi dip not, sübliminal mesaj vermek gibi bir niyetleri yok. Amerika gibi sizleri bir düşünceye yönlendirmiyorlar yani. Oyunculukları çok güzel oluyor, soğuklar, kendileri gibiler. Anlayacağınız ne bulursanız izleyin derim. Benim tavsiyem.


Evet dizinin konusuna geçersem; İsveç ve Danimarka'yı birbirine bağlayan Öresund köprüsünde bir kadın cesedi bulunur. Ama cesedin bir yarısı İsveç'te bir yarısı ise Danimarka sınırındadır. İlk başta kurbanın İsveç'li olduğu anlaşılır ve Malmö cinayet bürosu dedektifi Saga Noren davayı alır. Ancak daha sonra cesedin 1 kişiden değil 2 kişiden oluştuğu anlaşılır. Üst tarafı İsveç'li bir politikacıya alt tarafı 1 sene buzdolabı içinde bekletilmiş bir Danimarka'lı fahişeye aittir. Ve tam olarak sınırda öldürüldüğünden hem Danimarka hem İsveç'i ilgilendiren bir cinayettir. Bu yüzden 2 ülkenin cinayet büroları birlikte çalışmaya karar verir. Daha sonrasında aslında bunun basit bir cinayet olmadığı ve devamının geleceği ortaya çıkacaktır.

Saga Noren asperger sendromlu çok güzel bir dedektiftir (sosyal etkileşimde zorluk yaşamak, sınırlı olmak. Otistik spektrum bozukluklardan biri) . Martin Rohde ise yeni vasektomi ameliyatı geçirmiş ilk karısından olma "garip" oğlu (neden dediğimi anlayacaksınız) ve yeni karısıyla yaşayan Danimarkalı bir dedektiftir. İkisinin güçlerini birleştirip katili yakalaması gerekmektedir.

Diyerek başlıyor dizi. 3 sezon yayınlandı şu ana kadar.  Ve gayet güzel gitmekte. Konu bu kadar yeter.





Evet öncelikle dizinin ismi Broen İsveççe Bron Danca "Köprü" demek. Amerikada da The Bridge ismiyle yayımlanıyor dizi. Dizide hata bulmaya çalışmayacağım çünkü izlenimi gayet güzel, evet karakterlerin heyecansızlığı birazcık diziye de vuruyor. Bu iskandinav dizi/filmlerinde birazcık doğal aslında. Filmlerde de böyledir. Çok heyecanlı bir olay yaşanır ama siz buz gibi bakarsınız, çünkü oyuncular da buz gibidir. Ancak bu bir sorun değil çünkü bu insanların özelliği bu. Soğuk olduklarına şüphe yok. 

Dizinin başrol oyuncusu (Saga) Sofia Helin'e parantez açmak istiyorum. Rolüne mükemmel yakışmış, o asosyal birazcık kişilik bozukluğu olan soğuk kadın muhteşem işlenmiş ve Sofia Helin inanılmaz bir iş çıkarmış. Kim Bodnia'da 2 sezon boyunca harika bir iş çıkarıyor. Emin olmamakla birlikte teorimi anlatayım sizlere sanırım 2. sezon sonunda 1 sene ara verilmesinin sebebi Kim Bodnia'nın diziden ayrılması diye düşünüyorum. Bununla ilgili belli bir açıklama yok. Sadece 1 sene yerine 1.5 sene ara verildi ve devam ediyor. Umarım bir daha böyle uzun bir ara verilmeyecek. Çünkü beklemek zor oluyor.

Dizide bir sevdiğim nokta da Dexter'daki gibi sezonluk konularının olması, aynı karakterler devam eden belli başlı olaylar ama senede 1 değişen güzel konular. Hiç bir şey çok fazla uzatılmıyor ve sıkmıyor anlayacağınız.
Çoğu dizinin en büyük problemi bir yerden sonra konuda tıkanmasıdır. İşte Köprü de böyle bir sıkıntı olmuyor. Her sezon başka bir olayla devam ediyor. 

Saçma bir kaç olay olmuyor değil, izledikçe göreceksiniz. Buradan saçmalıkları anlatmaya kalkarsam dizinin her tarafına çomak sokmuş olurum. Pek de gerek yok. Bir kaç polislerle ilgili saçmalık yok değil. Ama bir de şunu düşünmeden edemiyorum, belki de oralarda adet öyledir. 

Tek eleştirim ise : Sanırım müzikler daha iyi olabilirdi. Dizi içindeki müzikler yetersiz, yersiz, yada anlamsız kalıyor bana göre.

Benim bu diziyle ilgili tavsiyem harika olduğu ve kesinlikle izlemeniz gerektiği. Kaçırmayın sakın, gerçekten izlenmeye değer güzel bir konusu/konuları var. İyi seyirler. 

Imdb Puanı : 8,6




Fresh Off the Boat (2015-)

Evet bu sene çıkmış bir dizi daha. Fresh off the boat. Geçenlerde başka bir dizi için en iyi komedi demiştim ya, yanılıyordum. Fresh Off the Boat çıtayı çok yükseklere çekmiş. Çok seviyeli ve güzel bir mizahı var dizinin. Çoğu (neredeyse tamamı) komedi dizisi gibi sadece küfür ve seks içerikli şakalarla götürmüyorlar işi ki değişiklik hoşuma gitti, değişiklik iyidir.

Konusuna geçeyim hızla. Dizi 1990'larda geçiyor. Tayvan asıllı, 3 çocuklu (hepsi erkek) Amerika'da yaşayan bir aile.Amerika aşığı olan ve kendini "Amerikan Rüyası"na çokça kaptıran babanın Orlando'da restoran açmasıyla başlıyor.  Amerika da başkent Washington'da yaşıyorlar ve oradaki Çin mahallesindeler. Tayvan pazarına gidiyorlar ve sanki evlerindeymiş gibi yaşıyorlar. Bir gün ailenin babası Louis Huang'ın Orlando'da restoran açmasıyla tüm aile bir anda çok farklı bir kültüre taşınıyor. Çünkü Orlando onların yaşadığı yer gibi değildir. Orlando'da beyaz insanlar daha çok, beyaz insanların dediği oluyor anlayacağınız. Çin mahallesinden çıkıp, Florida sahillerine taşınmak aileye zor geliyor ve ailenin her ferdi farklı şekillerde etkileniyor. Ve ilk başta Louis (baba) dışında hiç kimse buraya taşınmaktan memnun olmuyor. Özellikle de Jessica değişime en uyum sağlayamayan ve en mutsuz olan kişi olarak dikkat çekiyor.

Dizide özellikle ailenin büyük oğlu Eddie Huang üzerine yoğunlaşacağız, zaten hikayeyi de gelecekten o anlatıyor. Yani dizinin asıl konusu, Amerikanın belirli bölgelerinde dışarıdan gelen olmak çok zor. Oraya uyum sağlamakta bir o kadar zor oluyor.

Dizide aile fertleri : Louis Huang (Randall Park), Jessica Huang (Constance Wu) , Eddie Huang (Hudson Yang), Evan Huang (Ian Chen), Emery Huang (Forrest Wheeler) ve büyük anne olarak (Lucille Soong) oynuyor. ,


Benim yorumuma gelirsek. Geçenlerde yayımladığım The Last Man On Earth ile birlikte en çok beğendiğim komedi dizisi. Hatta 2015 de çıkan en iyi bir kaç diziden biri. Çok sıcak bir dizi öncelikle. Karakterler çok iyi oluşturulmuş, hepsi dolu karakterler. Sizi sıkmıyor, baymıyor dizi. Farklı bir ülkeye uyum sağlamaya çalışan çok farklı bir aile izliyoruz ve zevk veriyor. Komik bir aile dizisi aslında ki aile dizilerini sevmeyen ben, bunu gerçekten sevdim diyebilirim

Oyunculuklar başarılı, çocuklar da dahil. Özellikle Eddie rolündeki Hudson Yang çok iyi gözüküyor ilk bölümlerde. Okulda diğer çocukların farklı bir geleneğe yaklaşım biçimleri çok güzel işlenmiş, çocukların acımasız olabileceği vs . İzleyeceğiniz şey güzel ve çok komik bir dizi. Hiç kimseyi hayal kırıklığına uğratmayacağını düşünüyorum.

Dizi ile ilgili söyleyebileceğim tek bir kötü şey yok şu ana kadar. Dizinin en büyük artısı ise insanları güldürebilecek farklı şeyler bulundu en sonunda sanırım. Hep aynı şeyleri kullanan sektör belki de yok oluyordur. Sürekli aynı tür esprilerle 10'larca dizi yürüdü bugüne kadar. İşte bu dizi onlardan biri değil. Bazılarınız büyük ihtimalle komik değil diyeceksiniz çünkü artık kafalar neyin komik olup neyin olmaması gerektiğine neredeyse programlandı. Eğer ben gerçek komikten anlarım derseniz bu neşeli dizi tam size göre. Bence tam bir şaheser. İyi seyirler

Son sözüm : Evet dizide çok tanınmış oyuncular yok, çok fazla şey vaat edilmemiş olabilir. Ama dizi gerçekten komik, kahkahalar atabilirsiniz. Küfür ve seks içerikli şakalardan oluşmuyor sadece. Bunu söylememin sebebi küfür ve seksten rahatsız oluşum değil, artık farklı şeylere de yer açılmalı. Artık tüm komedi, komedyenlik oralara kaymaya başlamıştı ve bu da can sıkıcıydı. Özellikle son dönemde yapılan tüm işlerde konu seks ve küfür, herkes absürt olmaya çalışıyor ve insanlar da bunu seviyor. İşte bu da farklı çeşit bir dizi ve şu anda çok başarılı gidiyor. Denemekte ve denemenizde fayda var diyorum.

Imdb Puanı : 8,1


Spartacus (2010-2013)

Geldik bir 3 sezonluk efsaneye. Evet 3 sezon çünkü öyle planlanmıştı, güzel başladı güzel bitti. Başrol değişti yine kendini bozmadan devam etti ve bize bir çok mesaj verdi bunları yaparken. Özgürlüğün önemini, özgürlük için savaşmanın önemini çağlar öncesinden gösterdi bizlere Spartacus. Hepimiz sevdik hepimiz izledik. İşte bu yazım izlemek isteyenler ve benim ne düşündüğümü görmek isteyenler için

Öncelikle Spartacus 3 ayrı sezonda 3 ayrı isimle yayınlandı. Bunlar : Spartacus Blood And Sand (kan ve kum)- Spartacus Vengeance (intikam) ve Spartacus War of the Damned (Lanetlilerin Savaşı). Ve bir de Spartacus gelmeden önce Roma'da ve onun dövüşeceği arenada neler olduğunu anlatan Spartacus Gods of the Arena (Arena'nın ilahları) çekildi.

Gods of the Arena'nın asıl çekilmesinin sebebi ise ilk sezonda Spartacus rolünü oynayan Andy Whitfield'ın Hodgkin dışı lenfomaya yakalanması sonucu dizi ekibinden ayrılışıydı. Biraz Andy'den de bahsetmek gerekirse, Andy mükemmeldi ve yeri dolmaz. Kime sorarsanız sorun çoğunlukla sevdiği Spartacus o olacaktır (daha sonra yerini alan Liam McIntyre onun kadar iyi olmasına rağmen Andy'nin hastalığı da bunda rol oynar. Ve ona alışmış olmamız tabi). Andy bu hastalığı yendi uzun süren mücadelenin ardından ve hepimizi bir daha dizide görmeyecek bile olsak sevince boğdu. Ancak daha sonra gelen hastalığın tekrar nüksettiği haberi ve çok kısa sürede gelen ölümüyle yıkıldım.

Andy Whitfield'ı anmadan geçemedim. Spartacus'ın savaşı onun savaşına dönüşmüştü çünkü. Rahat uyu Andy.

Dönelim tekrar diziye. Evet dizinin nasıl başladığı ve genel konusuna gelirsek. Romalılarla birlikte savaşmayı kabul etti ve ihanete uğradı Spartacus. Köleliğe zorlandı Capua'ya getirildi ve burada gladyatör oldu. Ana yurdundan ve sevdiği kadının kollarından alındı, arenada küllerinden doğdu, özgürlüğü için savaştı ve arenanın en başarılısı oldu. Ama Spartacus'ın uğrayacağı ihanetler sadece benim anlattığım kadar değil, öyle de kalmayacak.

Spartacus'ta genel olarak Roma'yı dize getiren gladyatörün hikayesini izleyeceğiz. Arena yılları, Roma ile savaşlarına tanık olacağız. Bir grup kölenin, büyük Roma İmparatorluğuna karşı gelişlerini ve çığ gibi büyüyüşlerini, bundan sonra nasıl dünyanın en büyük İmparatorluğuna böylesine büyük bir tehdit oluşturduklarını izleyeceğiz. İzlemediyseniz kesinlikle kaçmaz !
                                                                                                                                                                                                  





1. Foto
Andy Whitfield

2. Foto Liam McIntyre










Evet gelelim benim yorumuma. Tarihsel açıdan (bildiğim kadarıyla) mükemmel. Muhteşem bir ilk sezonun ardından yukarıda bahsettiğim Andy Whitfield'ın diziden ayrılması sonucunda verilen aradan sonra gelen Arenanın ilahları da çok güzeldi. Andy dönecek mi diye beklerken onsuz başlanacak 2. sezonda ise biraz ısınma sorunları yaşadık başlarda. Ama ısındık, dizi hala güzeldi, senaryo hala güzeldi. Özellikle neredeyse grafik derecedeki öldürme sahneleri vardı dizide. Hem kanlıydı hemde bakamayacağınız kadar kötü değildi (2007'deki 300 Spartalı filmindekiyle aynıydı, birazcık daha geliştirilmişti de diyebilirim) Bu yüzden daha da izlendi. Ateşli sevişme sahneleri, sekse o zamanlardaki bakış açısı. Dizide çekinme utanma olmaması, insanlar ne der diye düşünülmemesi çok daha güzeldi. Aldatmalar, cinayetler, ihanetler, arena, savaşlar ! Her şey muhteşemdi.

Benim favorim 1. sezon ve o sezonun finalidir. Ama dizinin 3. sezonunun öyle bir finali var ki... her şeyi kafanızdan siliyor. Gerçekten mükemmel başladı ve mükemmel bitti. Arada 1-2 sanki sezon doldurmak için yapılmış bölümler olsa da (1. sezonda yoktu) 2. sezon genelde öyle geçti, bir geçiş sezonu oldu. Yine de izlediğim en iyi dizilerdendir hala. Bir kaç diziyle bir tutarım ve asla ayırmam. Oyunculuklar muhteşemdi her şey muhteşemdi. Senaryo, yönetmen, oyunculuklar, set, ekip herşey.

Uzun lafın kısası izlediyseniz bir daha izlenir, hiç izlemediyseniz de çok büyük hata etmişsiniz diyebilirim. Baştan sona 4-5 kere arka arkaya izleyebilirim her bölümü... Spartacus efsanesine hazır olun... Karşınızda Spartacus !


Spartacus Blood and Sand Imdb Puanı : 8,6
Spartacus Gods of the Arena Imdb Puanı :8,7


Blood And Sand Fragman



Gods Of the Arena Fragman
 


6 Kasım 2015 Cuma

Louie (2010-)

Bir komedi dizisi Louie, başrol, yönetmen, yazar herkes tek bir kişi . Komedyen Louis C.K in hayatı anlatılıyor dizide. Tabi absürt ve komik bir şekilde. Dizide boşanmış bir komedyen ve 2 çocuğuyla yaşamı anlatılıyor.
Şimdi bu dizide anlatılan kişiyi biraz tanıtayım sizlere. Louis C.K Amerika, Meksika ve Macar karışımıdır. Washington doğumlu ancak doğumundan hemen sonra gittiği Mexico City'de 7 yıl yaşadığından ana dili ispanyolcadır. Asıl Soyadı Szeleky'dir. Ancak o Szeleky'i C.K olarak kısaltmıştır kolay olması için.

1995 yılında Alix Bailey ile evlenmiş 2 kız çocukları olmuş 2008 yılında da boşanmışlardır.

Daha çok Amerika'da son 5-6 yılda ön plana çıkmaya başladı Louis C.K, ancak komedi dünyasında stand-up larıyla hep çok seviliyordu Louie C.K sadece bu kadar çok tanınmıyordu.Conan O'Brian, Chris Rock gibi şovmenlerin şovlarında da yazarlık yapmıştır uzun süre. Louie dizisinden önce de dizi ve film yönetmenliği yapmıştır.

Şimdi diyorsunuz madem bu kadar iyiydi neden 5 sene önce tanındı da daha önce adını bile duymadı kimse? Çünkü George Carlin ile çalışmaya ve seyahat etmeye başladı, eski bütün esprilerini unuttu ve yenilerini yarattı. Ve asıl Louis böyle doğdu.



Louis C.K başladığı günden beri kaliteli espriler yapar, size dokunan espriler. Gerçeklerle şaka yapar ve bu gerçekler sizi kendiniz hakkında düşünmeye iter.  İşte dizide daha çok bunları göreceğiz. Ve tabi  bunun yanında Louie'nin New York'taki yarı kurgu yarı kendi hayatı yaşamını izleyeceğiz. Konusuyla ilgili fazla söyleyecek bir şeyde yok. Amerikanın büyük komedyenlerinden birinin hayatını ve kendisini çok komik bir yolculukla daha yakından tanıyacağız diyebilirim.

Bence bazen espriler çok ağır kaçsa da, bazen güldürmese de genel olarak iyi bir dizi. Burada bazıları "sen anlamıyorsun esprileri salak" diyebilir. Ama öyle değil, espri anlama yeteneğim gayet gelişmiştir. Ben sadece George Carlin'in elinden Louis C.K in çıkmasına şaşkınım. Gerçek komik George Carlin'dir benim için. Louis biraz daha amatör kalıyor benim gözümde. Ama bu problem mi ? Hayır. Dizi çok güzel kesinlikle kaçırmayın derim. 

Dizi 2010 yılında başladı, özellikle Türkiye'de çok popüler değil. Bu yüzden ilk kez görüyor bile olabilirsiniz.

Louie 5. sezonu tamamladı ve çok sayıda takipçisi 6. sezon onayını beklese de henüz FXden bir onay gelmiş değil. Ama gelme olasılığı çok yüksek hatırlatayım. 

Imdb Puanı 8,7

                                                        

5 Kasım 2015 Perşembe

Mad Men (2007-2015)

Kısa zaman önce diyebilieceğim bir zamanda bitmiş, efsaneleşmiş bir diziyle karşınızdayım tekrardan. Eski, bitmiş dizilere de ağırlık vermek istiyorum. Çünkü izlemeyenler olmasın istiyorum açıkçası. Güzel dizileri herkes izlemeli, en azından ben bulmasam da dünya çapında beğenilmişse illa ki beğenecek birileri çıkar.

Mad Men, 1960'larda New York'un en önemli reklam şirketlerinden birinde çalışan Donald "Don" Draper'ın hikayesi ve Amerika'da reklamcılık sektörünün tavan yaptığı yıllarda, en iyi olma çabasına girmiş bir adam. Gizemli ama çok yetenekli bir adam (Özellikle kadınlar ve reklamcılık konusunda yetenekli en azından).

Özellikle ilk başlarda 60'lı yıllarda reklamlarda yalancılığın çok olduğu zamanlarda, "sigara zararlı değil, yararlıdır" reklamlarıyla başlayacağız ve bunun gibi bir çoğu. Para kazanmak, döneme uyum sağlamak için söylenen yalanlar, insanların reklamlarla çok güzel şekilde kandırıldığı anlatılacak bizlere. Acaba şimdi de öyle mi ? Demeden edemiyor insan.

60'lar dünyada ve Amerika'da reklamcılığın tavan yaptığı yıllardı ve bundan faydalanmak isteyen bir çok şirket vardı. Bu şirketlerin önemli rekabetlerini, birbirlerini batırmaya çalıştıklarını, entrikaları izleyeceksiniz.


Mad Men son yıllarda dizi dünyasına damgasını vurmuş dizilerden biri. Dünya çapında çok izlendi ve 4 altın küre ödülünün yanında 100 tane daha ödülü var. Ve bunlardan bir çoğu Don Draper rolündeki John Hamm'e gitti.Yani oyunculuklarla ilgili bir eleştiriye yer bile yok. 

Senaryoya gelirsek, bu kadar ödül almış bir dizinin tabi ki senaryosu da harika. Ancak benim tabi ki eleştirilerim var. Bazen çok sıkılabiliyorsunuz, bölüm beyninizi yiyor. Çok fazla entrika var hayatlarda, çok fazla şey dönüyor. O zamanki dünyanın ataerkilliği de bence birazcık abartılmış. Tamam öyleydi, kadınlar ağır işlerde çalışamaz, kadın anca sekreter olur. Bunlar gerçekten olan şeyler. Ama kadınların sadece süs olarak gösterilmesi ve dizide erkekler üzerine aşırı yoğunlaşılması, onları çok üstün varlıklar gibi gösterilmesi bence hoş değil. Dizide bizlere bunun gazı veriliyor sanki. 

Başka eleştirim de yok aslında, sadece sıkıcı olan bölümlerin bir hayli fazla olduğunu söyleyebilirim ve artık entrikadan sıkıldığınızı da . Çünkü sürekli bir şey oluyor, hani bu adamların hiç mi normal günü olmamış , sürekli hayatlarında bir şey var demeden geçemiyorum ben. Evet dizilerde doluluğu severim ama Mad Men'de bazı anlamsızca doldurulmuş yerler var bence.

Her neyse dizi çok güzel, izlemeden olmayacak dizilerden biri. 7 sezon boyunca çok başarılı devam etti ve kendine yakışan bir final sezonuyla kapattı. 

Dizinin yapımcısı Matthew Weiner, başrollerde John Hamm, Elisabeth Moss, Vincent Karthesier gibi oyuncular yer alıyor.

Imdb Puanı : 8,7
 


4 Kasım 2015 Çarşamba

Marco Polo (2014-)


Vee sıra geldi bir güzel Netflix dizisine daha. Öncelikle azıcık netflixten bahsedeceğim. Son 2-3 senede olağan üstü güzel diziler yapmaya başladılar. Özellikle House of Cards inanılmaz bir başarı yakaladı ve Marco Polo, Daredevil gibi dizilerde arkasından geldi.
Dizi 13. yüzyılda Moğolistan ve Çin bölgesinde geçiyor, büyük imparator Cengiz Han'ın oğlu Kubilay Han ve ünlü Gezgin Marco Polo'nun gençlik yılları anlatılıyor. Özellikle Çin ve Moğolistan arasındaki husumet çok güzel işlenmiş diye düşünüyorum. 
Serinin en büyük artısı yeşil perde önü değil de Malezya, Kazakistan ve İtalya'da çekiliyor oluşu. 

Bir diğer artı bence Kore dizileri dışında bize Doğu ülkeleriyle ilgili hiç bir şey anlatmayan dizi sektörü buraya da el attı sonunda. Uzak doğu kültürünü en azından 13. yy uzakdoğu kültürünü az da olsa dizi ekranlarında görüyoruz Marco Polo sayesinde. 
Ambiyanslar çok güzel ama sanırım Asya'lı oyuncular konusunda canları sıkılıyordur onların da. Çoğunun oyunculukları sıradan bir Kore dizisinden çıkmış gibi. Tabi ki başrollerden bahsetmiyorum, ancak yan rollerdeki oyuncuların çok da başarılı olduğunu söyleyemem. Diziyle ilgili büyük sıkıntılar yok. Çoğunlukla aksiyonlu geçiyor ve sizi tatmin etmeyi başarıyor. Özellikle dizi başladıktan 1-2 bölüm sonra sürekli maceralı bir dizi izlemeye başlıyorsunuz.

Tabi dizide bir çok klişe var, bunlardan fazla bahsetmeyeceğim çünkü her şeyi de anlatmak istemiyorum. 
Marco Polo'nun konusu ve oyuncu kadrosuna geçiyorum şimdi de.
Açgözlülük,ihanet ve seks entrikalarıyla ve rekabetle dolu bir yerde, 13. yüzyıl Çin'inde Kubilay Han'ın sarayında. Büyük Venedikli gezgin Marco Polo'nun gençliğindeyiz. 
Babası bir gezgin olan Marco, babası ne kadar izin vermese de bir sonraki macerasına kaçak olarak katılır. Yolda geçen yıllardan sonra Kubilay Han'ın huzuruna gelirler. Huzura gelme sebepleri ise İpek yolunda ticaret yollarını kullanma izni almak istemeleriydi. Ama Papa'nın Kubilay Han'a vaat ettiği papazlar saraya kadar dayanamayıp ölünce Kubilay Han yolları açmamak istiyor. Bunun üzerine Marco'nun babası Marcoyu almalarını söylüyor ve Marco Kubilay Han'ın hizmetçisi olarak orada bırakılıyor. İşte hikaye de burada başlıyor. Bazen geçmişe bazen şimdiye gidip geleceğimiz bu hikayede . Geçmiş de şimdi de büyük bir heyecan içinde geçecek. Bakalım Marco Kubilay Han'ın huzurunda nasıl hayatta kalacak.
Dizinin yaratıcısı John Fusco başrolde Marco Polo rolünde İtalyan aktör Lorenzo Richelmy var Kubilay Han (Kublai Khan) rolünde ise Benedict Wong yer alıyor. 
Joan Chen,Remy Hii, Zhu Zhu, Tom Wu, Majesh Jadu, Olivia Cheng gibi oyuncular da diğer rollerde yer alıyor.
Dizinin fragmanı (Yukarıda)
Dizinin Imdb Puanı ise : 8,1 iyi seyirler.

Orphan Black (2013-)

Heyecanlı, garip, bazen anlaşılamayan, genelde zevk veren ve içinde bilim kurgu da bulunduran Orphan Black ile karşınızdayım bu sefer de.
Dizi içinde çok soru bulunduruyor ama bu soruları cevapladıkça dizi sizi kendine daha da çok bağlıyor.
İlginç bir konusu var dizinin;
Kızınız için şehre dönüyorsunuz, o bile elinizden alınmış durumda. Hayatınızda hiç kimseniz yok 1-2 arkadaş dışında ve tıpa tıp size benzeyen "klonunuz" intihar ediyor ve siz de buna tanık oluyorsunuz. O anda hiç bir şeyi olmayan bir kadınsınız. Ve intihar eden yüze baktığınızda kendi yüzünüzü görüyorsunuz. İlk bakışta durumu anlayamıyor ama o anda verilmiş bir kararla ölen kişinin (sizinle aynı dış görünüş) çantasını alıp olay yerinden kaçıyorsunuz.
Sarah'nın o anda kalacak bir yere ihtiyacı var ve "kendisine tıpa tıp benzeyen kadının" adresini de öğrenip, aynı oluşlarından faydalanarak onun evinde kalmak cazip geliyor. Beth'in ikizi de olabileceğini düşünüyor, çünkü ailesini tanımamıştır daha öncesinde.
Sarah'nın planı ise Beth'in yerine geçip elindeki malları satmak ve kızını da alıp şehirden kaçmaktır. Bundan sonra anlatacağım ağır spoiler'a girer ve dizi neredeyse sadece sürprizlerden oluştuğundan dolayı fazla girmeyeceğim. Bence bu kadarı gayet yeterli konuyla ilgili.

Dizi ilginç, başlarda çok sıkılmıştım hatta ilk izleyişimde 20 dakika dayanıp kapatmıştım. Sonra blogu açtım ve izlemek zorunda kaldım, çünkü kendime arşiv yapmak da zorundaydım. İşte böyle 1-2 bölüm izledikten sonra diziye bağlandım. İnanılmaz işler oluyor ve güzel bir bilim kurgu. 
Tatiana Maslany 5 ayrı karakter canlandırıyor ona büyük bir yük yüklenmiş gerçekten :). 
Jordan Gavaris, Maria Doyle Kennedy ve Dylan Bruce diğer oyunculardan bazıları. Dizinin neredeyse 1 düzine yapımcısı var ;
John Fawcett , Greame Manson, Alex Levine, Kim Coghill, Andrew De Angelis, Jeff Detsky, Adam Higgs, Bob Mackowycz Jr. , Elize Morgan, Peter Rowley, Rebecca Sernasie.
Dizi Amerikan-Kanada ortak yapımı ve BBC Amerika da yayınlanıyor. Çok çeşitli ve sürprizli bir dizi. 3. sezon devam ediyor ve 4. sezon onayı da alınmış durumda. Kaçırmayın derim, başlarda biraz kopya, kurgusal açıdan kötü ve klişelerle dolu görünse de sonradan kendini muhteşem toparlıyor. Kesinlikle bir şans verin derim ben sizlere

                                                            
Dizinin fragmanı da burada. Ve Imdb Puanı : 8,4. Normalde bu kadar övdüğüm bir diziye daha fazlasını hak ediyor demeden geçmezdim. Ama Orphan Black bence kurtulamadığı bir kaç klişesiyle bunu hak etmiş durumda. 8,4 harika bir puan ve izleyicilerden gelen puanlar olduğu için çok daha değerli. Değerlendirin

Lucifer (2015-)

Bildiğiniz üzere yakın zamanda Dc comicsin bir diğer yapımının uyarlaması olan Lucifer'ın Pilot bölümü yayınlanmıştı. Lucifer, şeytan. Evet evet hepimizin bildiği şeytandan bahsediyorum. Cennetten kovulan melek evet.
Lucifer 21. yüzyıl Amerikasında Los Angeles şehrinde yaşamaya başlamış hatta bir bar bile açmıştır. İnsanları etkileyen bakışları, gerçek isteklerini ve düşünceleri yaşama isteği uyandırışı ile insanlara arasında çok iyi bir yer edinmiş durumda. İnsanları baştan çıkarıyor, onlara istediklerini söyletiyor ve yaptırıyor.
Dizi bana göre çok iyi başladı, konu güzel, Lucifer kötünün iyisi olmuş durumda. Evrenin en kötüsünün aslında o kadar da kötü olmadığını anlatacak bize hikaye.
Dizinin başında Lucifer Morningstar'ın yanında (barında) çalışmış, orada şarkı söylemiş ve daha sonra ünlenmiş bir şarkıcı olan Lindsay'in Lucifer'ın yanında öldürülüşüyle başlıyor. Lucifer, Lindsay'in ölümünü araştırırken bir detektif ile karşılaşıyor ve onun üzerinde güçlerinin hiç bir işe yaramayışı ile Lucifer'ın ilgisini çekiyor. Artık cinayeti birlikte araştırıyorlar ve bir takım olmak üzereler. İnsanoğlunun şeytan ile arkadaşlığını ve şeytanın bizim aramızda yaşamasının bir uyarlamasını izleyeceğiz. Ve şeytanın onun geri dönmesini isteyen babası ve kardeşlerine (Tanrı ve meleklerine) karşı çıkışını izleyeceğiz. Aslında son dönemlerde bu konu bir çok dizide gözlemlendi ama hiç bir zaman tam olarak şeytanın gözünden bakmadık olaya. Değişik olacak gibi gözüküyor. Kimilerine göre olmasa da dizi çok güzel olacak gibi, en azından öyle gözüktü bana.

Evet Lucifer güzel başladı dedik ama bir malumatım var. Yine çocuk dizisi gibi, sanki bu adam cennetten kovulmuş şeytan değil de sadece kendini beğenmiş, yüksek egolu bir adam. Hikaye abartılmış, hiç bir gerçekçiliği inandırıcılığı yok.  Sanırım Dc comicsten uyarlanan tüm diziler böyle olacak. Dizileri izlemek zevkli ama size bir şey katmıyor veya diziyi izlerken kendinizi kaptırmış duruma gelmiyorsunuz. İzliyorsunuz eğleniyorsunuz ve bitiyor. Lucifer da bende böyle bir izlenim bıraktı. Diziyi izlemek çok güzeldi ama sonrasında da diyorsunuz " dostum sen Şeytansın, Lucifersın bu ne insan sevicilik". Ama bu da böyle bir Lucifer sonuç olarak.
Ben hala Marvel'ın çok daha iyi iş çıkardığını düşünüyorum. Dc, Marvel'ın yanında çocuksu kalmaya devam ediyor yapımcılar, diziler, kanallar değişse bile sonuçta uyarlanan şeyden yola çıkıyoruz ve evet Marvel çok daha iyi durumda bana göre. 
Lucifer rolünde Tom Ellis'i izleyeceğiz ve yakın polis dostunu ise Lauren German oynayacak Lesley-Ann Brandt, Kevin Alejandro, Rachel Harris ise yan rollerde olacak.
           
Bazıları çok supernatural'a benziyor diye eleştirmiş. Onlara yapmayın ama diyorum sadece bu konu üzerine de söyleyecek başka bir şeyim yok sanırım. İyi seyirler.
Dizinin IMDB puanı şu an için 8,7 ve fragmanı yukarıda

2 Kasım 2015 Pazartesi

Bates Motel (2013- )



Çözümlemeye başlamadan önce dizi hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum... Dizi, Alfred Hitchcock'un 60 yapımı kült filmi "Psycho"nun ana karakteri Norman Bates'in gençliğini anlatıyor. Dizinin cast'ı gerçekten mükemmel. Özellikle Norman Bates' i canlandıran Freddie Highmore ve Norman Bates' in annesi Norma Bates rolündeki Vera Farmiga' nın müthiş oyunculuğu Freud'un Oedipus kompleksinin ne oldugunu hiç duymamış bir insanın bile anlayacağı kadar güzel aktarıyor seyirciye. Dizinin konusuna kısaca değinecek olursak; Norma ve Norman Bates, Norman'ın babasının ölümünden sonra yeni bir başlangıç yapmak için White Pine Bay isimli kasabaya yerleşiyorlar ve burada Bates Motel adını verdikleri moteli işletmeye başlıyorlar. Büyük umutlarla geldikleri bu kasabada aksilikler elbette peşlerini bırakmıyor...
Konusuna yukarıda kısaca değindiğim diziyi kullanımlar ve tatminler bağlamında şu şekilde inceleyebiliriz: 
Dizinin alışılagelmiş  “entertainment” olduğu rahatlıkla söylenebilir çünkü dizide gerçek karakterlerin yanı sıra kurgulanan veya hayatı tam olarak bilinmeyen karakterler de var. Ayrıca dizide fantastik öğelerin kullanımına sıklıkla yer veriliyor. insanlar tarafından çok beğeniliyor çünkü dizi, insanları “entertain” etmek, eğlendirmek, zevk almalarını sağlamak için gerektiğinde duygu sömürüsü de yapıyor. Dizikimi yerlerindeki dramatikvurgularıyla izleyeni ağlatıyor. 










İnsanlar otorite figürlerini kötülerse küçültülmüş, iyilerse yüceltilmiş görmek ister. Şerif Romero, dizinin en önemli otorite figürlerinden biri. Bu yönüyle dizi, izleyeni tatmin ediyor.   
Dizi, dünya çapındaki yüksek izlenme oranlarıyla insanların onun hakkında konuşmasını sağlıyor çünkü Dizide tüm  çıplaklığıyla insan var . Dizi karakterlerindeki sevgi, intikam, kıskançlık, iyilik, kötülük, aile bağları, ihanet, hırs gibi duygular insana ait temel duygulardır. Bu yönüyle izleyenler dizinin kendilerini anlattığını düşünüyor. 

Kısaca fikrimi belirtmem gerekirse özellikle Hitchcock'un "Sapık"ını izlediyseniz Norman'ın gençliğini bilmeniz gerekiyor. Norman'ın o noktaya nasıl geldiğini izlemek her "Sapık" severin de ilgisini çekecektir. Şunu da belirteyim, evet filmi izlemek zorunda değilsiniz diziye başlamak için ancak izlerseniz dizi daha da ilginizi çekecektir. Eski filmlere pek ilginiz yoksa Christian Bale'in başrolünde oynadığı yeni versiyonu da bulunmaktadır.


Imdb Puanı 8,1 


Vikings (2013-)

       
Geldik bir "üst düzey" diziye daha. Neden üst düzey diyorum, çünkü Vikings hep Game of Thrones, Spartacus, Walking Dead gibi çok popüler dizilerle bir arada.
       
Benim yorumuma gelirsek ben çok da optimist değilim açıkçası, diğer üst düzey dizilerden özellikle oyunculuk ve senaryo bakımından çok eksik olduğunu düşünüyorum. Evet çok görkemli yapılmış evet çok uğraşılmış, çok da insan izliyor.
       
Bir düşünün bir yerde yaşıyorsunuz ve etrafınızdaki herkes ya süper güzel ya da süper yakışıklı. Gerçekçilikten çok uzak, gerçekten olabileceğine beni ikna edemeyen dizilere çok sıcak bakamıyorum maalesef. Ufacık minicik, kollarında kasın kırıntısı olmayan kadınların nasıl o kadar güçlü bir şekilde kılıç/balta sallayabildiğini de hiç anlayamıyorum. O dönemler daha ataerkil dönemler ve çoğu hükmedenin kadın olması da bir gariplik bence. Bilemiyorum ben fazla hoşlanmıyorum sadece izletmek için bir şeylerin çarpıtılmasından.
     
Her neyse her şey bir yana dizi 3 sezondur çok başarılı bir şekilde devam ediyor. Anlayacağınız reytingler tavan. Büyük bir terslik olmazsa 4. sezonda garantilenmiş durumda. İnsanlar Vikings'i seviyor ben her ne kadar çoğu parçasından hoşlanmasam da


          
Dizinin yapımcısı Michael Hirst, başrollerde Travis Fimmel, Clive Standen ve Gustaf Skarsgard yer alıyor. 
           
4 emmy adaylığı olan dizinin konusuna gelirsek: 
          
İskandinavya , 8 yy çiftçilik yaparken bir anda savaşçıya dönüşmek zorunda kalan Ragnar Lothbrok ve ailesinin öyküsü Vikings. Odin(İskandinav Savaş Tanrısı)'in soyundan geldiğine inanılan Ragnar'ın acımasız ve korkusuz Vikingleriyle birlikte denizlere açılmasını ve o denizlerdeki zorluklarla yüzleşmelerini seyrediyoruz. Savaşçılıkları ön plana çıkan aynı zamanda da iyi tüccarlar olan Vikingler'in ilgi çekici (biraz da abartılmış) kültürüne hep birlikte tanık oluyoruz. 
          
Ama gerçek Vikings bu değil de demek istiyorum bir yandan ne yalan söyleyeyim. 
                                                                              
                                                                      Imdb puanı : 8,6. 

                                                        
her ne kadar eleştirsem de bu puanı hak ediyor dizi. Sadece fazla " herkes bizi izlesin, herkes izlemeli" kafasıyla yapıldığını düşünüyorum. Ve bazı şeyler çok yapmacık geliyor bana. Ama dizi severlerden biriyseniz Vikings'i izlemelisiniz.

29 Ekim 2015 Perşembe

Limitless (2015-)

         
Bir uyuşturucu düşünün, hap düşünün. Onu aldığınız anda dünyanın en zeki insanı oluyorsunuz. Ama çok kısa bir sürede sizi yiyip bitiriyor ve ölüyorsunuz. Şimdi de o ilacın sizi dünyanın en zeki insanı yaptığını ve öldürmediğini düşünün. İşte şimdi Brian'ın dünyasındasınız. Brian tüm hayatı boyunca bir şeyler kovalamış ama sonunda hiç bir şey olmadığının farkına varmış bir genç . Ta ki NZT 'yi keşfedene kadar.
         2011 yapımı, Bradley Cooper'ın başrolde oynadığı Limitless filminin televizyon uyarlaması olacak bu dizide Brian Finch'in NZT isimli bir uyuşturucuyla değişen hayatı konu alınacak.





           
Başrollerde Jake Mc Dorman ve Dexter'dan da tanıdığımız Jennifer Carpenter yer alıyor. Yapımcılığı ise Craig Sweeny üstlenmiş durumda. Şu anda ilk sezon devam etmekte ama 2. sezon onayı şimdiden alındı bile. Ki bu kadar tutmasının sebebi de belli. Dizi gerçekten çok iyi ! 2011 deki filmin çok daha iyi bir devam versiyonu gibi. Kurgu çok iyi, senaryo çok iyi tipler cuk oturmuş ve ilacın etkileri çok güzel işlenmiş. Filmdekinden çok daha iyi olduğunu söyleyebilirim ben.
            
Dizinin yapımcılarından biri de 2011 deki filmde başrol oynayan Bradley Cooper ve iyi çalıştıkları belli oluyor. %100 önerebileceğim bir dizi. Eğer filmi izlemediyseniz öncesinde ona da bakmanızı öneririm, çünkü onun devamı gibi gidiyor birazcık da. Daha doğrusu film izlenirse çok daha iyi anlayabileceğinizi, öncesini de kavrayabileceğinizi söylüyorum.


            
Dizinin 1 sezonu 22 bölümden oluşacak. Aslında bu tarz 22 bölümlük diziler yerine 10-13 bölümlük diziler bu aralar daha ön plandaydı. Tekrar bir "22 liğin" ortaya çıkmasına sevindim. Dizi eğlenceli olacak gibi gözüküyor, bence deneyin derim. İyi seyirler.




Dizinin Fragmanı da burada.
Imdb Puanı : 8,1 (açıkçası yükselmesini bekliyorum dizi böyle devam ederse, tabi daha çok yeni olduğundan büyük konuşmayalım)

Marvel's Agent Carter (2015-)


          Şimdi de "Miss Agent Carter" ile karşınızdayım. Diziye bayıldığımı söylemeliyim öncelikle. Henüz 1. sezon tamamlandı ve hakkının verilmiş olduğunu düşünüyorum. Tek üzücü nokta ise sadece 8 bölümden oluşuyor oluşu bütün bir sezonun. Kötünün iyisi haber ise 2. sezon da 10 bölüm olacak. Hemen moral bozmaya gerek yok. Çok dizimiz var, her diziyi bekleyecek süremiz de var.
          Hemen söylemeliyim dizide ilk dikkatimi çeken ve çok güzel olduğunu düşündüğüm ilk şey " gerçekçilik " Normalde izlediğimiz kadın süper kahramanlar hep çok seksi, çay bardağı gibi ince belli, kollar bacaklar incecik kadınlar olurdu. Ve o kol ve bacaklarla nasıl o kadar güçlü olduklarını anlamasak da izlerdik. Ama Miss Agent Carter öyle değil. Gayet kalıplı bir abla ve gerçekten de karşısındaki adamları dövebilecek izlenimi yaratıyor. Nasıl olduğunu anlayamadığımız süper güçlere sahip çıtı pıtı kızlardan değil kendisi. Ve bu gerçekten çok hoşuma gitti bunu söylemeliyim.
          Dizinin yaratıcıları : Christopher Markus ve Stephen McFeely
          Başrolde ise : Hayley Atwell oynuyor.






               Dizide her şey güzel, sevgilisi Steve Rogers(Kaptan Amerika)'yı kaybettikten sonra bekar yaşamaya başlayan güzel (ama kalıplı ve güçlü) Peggy Carter, eskiden olduğu gibi gizli servis için çalışmaya devam ediyor. Gizli serviste savaştan sonra biraz dışlanmış durumda ve hoşnut değil tabii. Kadın olduğu için sekreter muamelesi yapılan Peggy'de bir yandan kaçak durumdaki Howard Stark'a yardım ediyor.
             Son olarak, izleyin, kesinlikle beğeneceksiniz. Çok başarılı olmuş diyebilirim. Tabi ki bir kaç çizgi roman klişesi var, bu tarz dizileri seviyorsanız bunlara katlanacaksınız. Ama ne olursa olsun Miss Agent Carter piyasadakilerin arasında en iyiler arasında. Zamanınıza değeceğine inanıyorum. Dizi içi müzikleri çok başarılı ve eğer okuduysanız bilirsiniz, gerçekten çizgi romandan çıkmış havası olan tek dizi benim şu ana kadar gördüğüm. Ufak bir mizahı var, gerçekten çizgisi çok iyi. Aksiyon sahneleri abartılı değil ve kimsenin gücü sonsuz değil. Bir yandan da o zamanlar kadınların yaşadığı sıkıntılara da güzel bir yorum getirmiş (güçsüz görülmek, düşük seviye insan muamelesi görmeleri ve evde oturmasının beklenilmesi gibi. Ama bizim yaşadığımız coğrafya da ondan bile beter olduğundan size garip gelmeyecektir).Her şeyiyle olmuş bu dizi diyorum. En azından ilk sezon. Bakalım 2. sezon neler getirecek. Umarım ilk sezon kadar başarılı olur.

          Sometimes the best man for the job is a woman sloganıyla gelişi de güzel olmuş :)
          (Bazen görev için en uygun "adam" bir kadındır) 

                                                       Imdb Puanı : 8,2



      

28 Ekim 2015 Çarşamba

Yeni Diziler Hakkında Bilgiler : SuperGirl (2015-)

Supergirl'den başlamalıyım sanırım, büyük hayal kırıklığı olmadı zaten çok da iyi bir performans beklemiyordum. Ama beklediğimden kötü çıktığını da kabul etmeliyim sanırım. Tabi sadece pilot bölümdü ve pilottan çokta anlam çıkarmamam gerektiğini düşünüyorum. Müthiş klişelerle dolu ve çok başarısız buldum. Sanırım 1. sezondan fazlası gelmeyecek. Tabi yanılabilirim, sürprizler olabiliyor. Amerikan halkı süper kahramanlarını sever.
       
Superman çakması kız kardeşi olmuş birazcık. Aynı güçteyim ama daha salağım imajı var ve çok çok kötü oyunculuklar olduğunu da söylemem lazım. Özellikle başrollerde. Yan rollerdeki oyuncular daha başarılı gözüktü. Ben pek beğenmemiş de olsam şu anda yeterli bir beğeni toplamış durumda ve ilk sezon onayını almış durumda. Bu sezona bağlı olarak da 2. sezon onayı alıp alamayacağı belli olacak. Dünya beğenmiş ve ben beğenmemişim anlayacağınız, seçim sizin.
      
Bu arada yapımcıların arasında Arrow'un da yapımcılarından biri olan Greg Berlanti yer alıyor ve kesinlikle iddialı bir yapım olduğu gerçeği yadsınamaz sanırım.
       
Oyuncu grubu ise : Melissa Benoist, Mechad Brooks ve Chyler Leigh gibi isimlerden oluşmakta.






      Konulara geçelim :
  Supergirl : Dc Çizgi romanlarından bir dizi daha geliyor. Eğer DC Comics dizilerinden bahsettiğim yazıları okuduysanız birazcık "herkes için olan diziler" kısmına koyduğumu görebilirsiniz. Zeka gerektirmeyen sadece izleyeceğiniz ve geçeceğiniz diziler. Evet, Supergirl dizisi Superman'in kuzeni Kara-Zor El'i ekranlara getiriyor.Krypton'daki felaketin ardından dünyaya kaçıyor Kara ve farklı bir kimlik ile "koruyucu aile" yanına taşınıyor. Ve 24 yaşına geldiğinde artık güçlerini kabullenip süper kahraman olmaya karar veriyor. Daha önce de bahsettiğim gibi Arrow ve Flash'in yapımcılarından gelen bir dizi daha. Constantine tutmamıştı bakalım Supergirl ne olacak?



Burada da uzunca bir fragman var, izleyip kararınızı veriniz.

Imdb puanı : 6,3 tabi unutmayın bu sadece pilot bölüm puanı. Düşebilir de bir anda artabilir de.


Unutmayalım eskiden başlamış ama bitmemiş ya da bitmiş dizileri paylaşıyorum daha çok. Ama yeni çıkan diziler, internete düştükleri gün izleyip sizlerle düşüncelerimi paylaşacağım. Benim de 4 gözle beklediğim bir çok dizi var gelecekte. Umarım onlar çok daha iyi çıkacaktır. Son söz olarak, Marvel son dizileriyle muhteşem bir hücum yaptı ve en azından benim için DC'yi çok geride bırakmaya başladı. 2 dizi daha geliyor ve onlar da çok umut verici


   

Justified (2010-2015)

         Bir favorimden daha bahsedeceğim sizlere Justified ve Raylan Givens. Herhalde en hayran olduğum 1-2 karakterden biridir dizi dünyasında. Haller tavırlar sınır tanımayan davranışlarıyla Raylan Givens 6 sezon boyunca en sevdiklerimden biri oldu. Justified'da bitmiş dizilerden biri tanıtacağım. Bu sene içinde son sezonunu yayınladı. Ve her sezonu, her bölümü çok iyiydi. Çok zevk alarak izledim, izlemek isteyen herkese de öneririm. Önerdiğim ilk dizilerden biri olur hatta.
        Son sezonunun sonuna kadar tatmin etmiş bir dizidir ve hayal kırıklığı barındırmaması bir diğer artısı benim gözümde. Aa finali çok kötüydü veya 3. sezonu çok kötüydü diyemiyorum. Her dizide iniş çıkışlar vardır ama ben Justified'da rastlamadım. Kötülerini bile çok sevdim açıkçası. Dizide iyi ve kötü herkes iyi oynuyor ve senaryo sayesinde hepsini sevebiliyorsunuz. Nefret edeceğiniz kimse olacağını sanmıyorum. Ama başroller apayrı. Timothy Olyphant ve Nick Searcy muhteşem oynuyorlar ve iyi ve kötü arasındaki dengeyi kaybetmemizi de sağlıyorlar. Çünkü bir bakıyorsunuz kötü iyi olmuş sonra iyi de kötü olmuş.         Neden bu kadar övdüm bilmiyorum, genelde yapmadığım bir şey, ama kendimi tutamadım sanırım. Her neyse birazcık konusundan bahsedeyim....


Raylan Givens, bahsetmiştim evet. Asıl adamımız o . Miami'de görev yaptığı sırada kendisini korumak için silahını halk içinde ateşlemesiyle hakkında soruşturma açılır. Bunun üzerine de doğup büyüdüğü kasabaya, Kentucky'nin Harlan kasabasına tayin edilir. Raylan Harlan'da geçmişindeki bir çok sorunla yüzleşecek ve düşmanlarıyla tekrar karşılaşacaktır. Hem kendi sorunlarıyla yüzleşip hem de suçla savaşacak burada.
        Hikaye kısaca böyle başlıyor, özellikle oyunculuklar harika (En azından başroldeki 2 adam için bunu söyleyebilirim, diğerlerini o kadar övemem). Daha henüz izlemediyseniz, izlemenizde fayda olduğunu düşünüyorum. Boş vakitlerinizde severek ve beğenerek izleyeceğinize eminim. Aşağıda fragmanını veriyorum, ona da göz atmanızda fayda var.
         Dizide en beğendiğim olaylardan biri, kahramanlarımız süperstar değil. Yani bu adamlara 3 kişi birden daldı mı bizler gibi dayak yiyorlar, karşılarına 35 kişi alıp da tek tek dövmüyorlar. Amerikan film ve dizilerinde insanlar abartılıyor, ama bu dizide abartılmıyor.
            
                                                                               Imdb Puanı : 8,7

                                                      



       

The Following (2013-2015)

            
Son derece güzel başlayıp hepimize " Yeni bir efsane geliyor" dedirtip sonra tam aksine çok kötü yerlere giden Following'deyim şimdi de. Severek izledim , ama 3. sezonda yarattığı hayal kırıklığı bitmiyor. 8-9 sene izlerim diye umuyordum oysa. Yapımcısı Kevin Williamson'dır ve başrollerinde Kevin Bacon, Shawn Ashmore ve James Purefoy vardır. Dediğim gibi çok umut verip sonra bizi dımdızlak ortada bırakmıştır bu dizi. Eski patronumla izleyip birbirimizi zıpkınla kovaladığımız günleri hatırlarım, o derece etkisine alırdı.Dizi seven herkesin izlemesi gerektiğini düşünüyorum. Sonu ne kadar hayal kırıklığı da olsa tam bir başyapıt olma adayıydı.
           
Following bizi neden hayal kırıklığına uğrattı bilinmez ama bir " seri katiller tarikatı" izletti bizlere. 13 genç kızın ölümünden sorumlu Joe Carroll ve onu yakalamayı başaran ama yakalarken de Joe tarafından bıçaklanan ve kalp pili takmak zorunda kalan FBI ajanı Ryan Hardy'nin hikayesi. Aslında hikaye Joe kaçıp tekrar yakalandıktan sonra başlıyor. Aralarındaki asıl sorun ise Ryan'ın Joe'u yakalamasından çok Joe hapse girdikten sonra, Ryan'ın onun eski karısıyla birlikte oluşudur.














        
Joe'a bağlı, onun yetiştirdiği, takipçileri, onun gibi katiller ve olmak isteyenler Joe'nun emriyle harekete geçiyorlar ve dünyayı Ryan'a zindan etmeye başlıyorlar. Hikaye buradan başlıyor, bence sadece bunları duymak bile çok cezbedici. Bir yerden sonra iyi ve kötü ayrımı yapamamaya başlıyorsunuz dizide. Sonunu düşünmeden, benim sonunu beğenmediğimi düşünmeden izlemeye çalışın. Kötü değil sadece beklenmedik bir zamanda geldi. Hala neden reyting alamadığını ve iptal edildiğini anlamasam da 3 sezon da yeterli Following' e hayran olmak için. İyi seyirler.
              
Özellikle dizi içindeki müzikler başlı başına güzeldir, tam sizi o ana sokan ve yaşatan şarkılar seçilmiş. O konuda her an çok başarılı buldum dizi ekibini.

                                                                                        Imdb Puanı 7,5

                                                              

Orange is the New Black (2013-)

       İlginç konusu olan bir dizi ile daha karşınızdayım. Orange is the new black favorilerimden değil, itiraf etmeliyim. Ama ilginçliğinden dolayı başlarda yer verdim. En azından konusu ilginç ve insanların çok sevdiği bir dizi olduğunu kabul etmem lazım. Başarılı bir başlangıcı olduğu kesin. Genelde yapmadığım gibi daha sonrasıyla ilgili fazla bilgiye girmeye gerek olduğunu düşünmüyorum. Onu izleyici kendisi bulmalı, ben sadece dizilere başlamanıza ve izlemenize vesile olmaya çalışıyorum. Dizi 3.sezon finalini yaptı ve 4. sezona hazırlanıyor. Gayette başarılı gittiğini söylemem lazım. Dizinin yapımcılığını Jenji Kohan üstlenmiş ve başrollerde Taylor Schilling, Danielle Brooks paylaşıyorlar . Yavaş yavaş konusuna da geçiyorum.






Piper Chapman nişanlı ve mutlu bir kadındır. Ta ki yıllar öncesinden uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı sevgilisine para transferi yapmaktan suçlu bulunana kadar. 15 aylık hapis cezası alır ve cezasını çekmek için hapishaneye girer. Orada bekleyen bir diğer sürpriz ise eski sevgilisi (Alex) tir. Hapishane tamamen hayatını değiştirecektir.
     
Kısaca ilgi çekici, genelde dizilerde (özellikle prison break) erkeklerin hapishanelerini gördük genellikle. Bu sefer kadınlarınkindeyiz. Çok da farklı olmadığını göreceksiniz. Dizi genel olarak üst sınıf bir dizi. İzlememe rağmen çok da büyük fanı olduğumu söyleyemem. Ama genel yorumlar olağanüstü bir dizi olduğu şeklinde. Bazılarınızın beğenebileceğini düşünüyorum


Imdb Puanı : 8,4


Banshee (2013-)

   
Biraz daha ciddileşelim artık diyorum. Sıradaki dizi Banshee, yapımcılıklarını David Shickler ve Jonathan Tropper üstlendiği dizide başrollerde ise Anthony Starr ve Ivana Milicevic yer alıyor. Şu anda 3 sezon tamamlanmış olup Ocak ayında yeni, 4. sezonuyla geri dönecek olan dizi bir hayli ilginç bir konuya sahip. Konuya sonra değineceğim. Sürekli aksiyonlu, dövüşlü, vurdulu kırdılı bir dizi. Bazı hatalar yok mu ? Var. Ama bu şu an devam eden en iyi dizilerden biri olduğunu değiştirmiyor. Güzel, bir konusu var. Tek eleştirim ise bazen kendi kendini tekrar ediyor olması ve sanki yeni hiç bir şey olamayacakmış izlenimi veriyor oluşu. Ama benim yorumlarımdan fazla takdir edilmesi gerektiğini de kabul ediyorum. Pişman olmazsınız .




       Dizinin konusuna gelirsek yeni hapisten çıkmış zamanının en iyi hırsızının Banshee adlı bir kasabaya gelip, sevdiği kadını ve onunla birlikte çaldıkları elmasları bulmaya gelip, hayatının aşkının o hapisteyken evlendiğini ve çocuk yaptığını görüp, kasabada kalmaya karar veren Lucas Hood'un hikayesi. Kasabanın şerifinin (Lucas Hood) ölümünden faydalanıp onun yerini alışını anlatıyor. Bu noktada saçma olan bir şeyler var, ama yine de sizi ikna etmeyi başarıyor dizi. Ve buradan sonra gelişen olaylar sürekli heyecan içinde kalmanızı sağlıyor. Şerif olmasına rağmen hırsızlığa ara vermeyen Lucas, evli ve çocuklu kız arkadaşıyla birlikte hırsızlıklarına devam ediyor. Ve bu kasabada kendi stiliyle fazla şiddet kullanarak suç önlemeye başlıyor. Gerçek bir polis gibi davranmıyor. Zaten izledikçe göreceksiniz. Ondan şüphelenenler olacak, istemeyenler olacak ve sevenler olacak. Ve sürekli bir kimliğini saklama durumu var. Ve kasabamızın şerifi yıllar önce uğradığı ihaneti unutamıyor. Dizide hoşuma giden şeylerden biri. Evet çaldığı kimliğin (Lucas Hood) adını biliyoruz . Ama daha gerçek adının ne olduğunu bilmiyoruz. Dizide gizem çok fazla, gizemli,heyecanlı, kanlı. İstenen her şey var yani! 


Imdb Puanı 8,4 



Doctor Who (2005-)

Sıra geldi başka bir kişisel favorime, Doctor Who! 1963 yılından beri devam eden bir dizi, tamam ara vermiş ve uzun süre devam etmemiş, bu yine de bu dizinin en iyilerden olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Evet uzaylılar tuzluk ve çatal bıçak takımı gibi gözüküyor, ama bu aslında orjinallik demek.Uzaylı, iki kalpli bir zaman lordu ve dünyayı yok etmeye çalışan sayısız uzaylı. Bunların yanında da doktorun yakın yol arkadaşları da var. Evet herkesin seveceği bir dizi olmadığını kabul etmeliyim. Ama seveninin de vazgeçemeyeceğini biliyorum.
       
Dizinin yapımcısı Sydney Newman. Unutmadan söyleyeyim. Doktor her öldüğünde değişiyor, biraz değişmiş bir karakterle geri dönüyor. Özünde aynı adam oluyor ama her doktorun farklı bir kişiliği var aslında. Anlatmak zor izleyip görmeniz lazım.
         
Yeni versiyondaki doktorlar : Cristopher Eccleston, David Tennant, Matt Smith ve şu anda 9. sezonunda olan dizide güncel doktor Peter Capaldi. İzlerseniz seveceğinize inanıyorum. Bir şans vermekte fayda var.



      
Bir uzaylı adam ve onun yol arkadaşlarının polis kulübesi şekilli uzay aracında zamanda ileri ve geri gidip farklı maceralar yaşadığı bu dizi tam bir klasik. Bazı bilimsel gerçekler ve bilimsel fantezilerle birlikte bazı saçma sapan uzaylılar. Gerçekten çok eğlenebilirsiniz. Ama yapmanız gereken ilk şey uzaylıların şekillerine göre diziyi yargılamamak olmalı. Umarım izlersiniz. Benim açımdan olumsuz şeylere gelirsek, dizi İngilizlerin elindeyken çok daha iyiydi. BBC Amerika'ya geçtikten sonra benim açımdan biraz güç kaybetti ve eski tadını vermiyor olsa da hala sınıfında en iyi. 

                                                                                  Imdb Puanı 8,8


                                                           

Sırasıyla doktorların fotoğraflarını da koyuyorum, orayı eksik unutmayalım. 

Not: Bu sıra sadece yeni versiyon içindir. Eskilerin sırasını daha sonra, o diziyle ilgili yazdığımda yapacağım.

Da Vinci's Demons (2013-2015)

Hazır 3. ve son sezonu da başlamışken bir "harika" diyebileceğim diziyi daha sizlere tanıtmak isterim. Karşınızda : Da Vinci's Demons. Starz kanalında gösterilen dizi daha yeni 3. sezona başladı ve çok uzun bir bekleyişten sonra başladı diyebilirim. Sabırsızlanıyorduk, ama o da ne bitirme kararı almışlar ve bir kaç yıl sonra "eğer biz istersek" devam edeceklermiş. Diziye daha geç bir dönemden devam edeceklermiş ve oyuncuların yaşlanması işlerine gelirmiş. Saçma bir bahane gibi gözükse de aslında 3 sezon izlemek bile yeterli olabilir. Çünkü çok başarılı bir yapım. Her neyse
          Yapımcılığını Da Vinci Hakkında Söylenmemiş Gerçekler (şimdi çevirdim) kitabının da yazarı olan David S. Goyer yapıyor. Tom Riley, Gregg Chillin ve Eros Vlahos ise oyuncular.







      Dizinin konusunu şöyle açıklayabilirim. Floransa'da dünyanın din ile yönetildiği zamanlarda sadece bir kişinin düşünce özgürlüğü için savaştığı bir zamandayız. Fazlasıyla zeki Leonardo'dan bahsediyorum. Bu adamın mücadelesini izleyeceksiniz. Zamanının çok ötesinde icatlarını ve düşüncelerini tanıyacaksınız. Ve yaşadığı maceraları tabi ki. Diğer süper kahramanların aksine, süper güçleri yok. Sadece süper zekası olan bir kahraman ve bu harika zekayı kullanşını izleyeceksiniz aslında. Bu dahinin bir yandan da kendi akıl sağlığını korumaya çalışmasını...
        Çok fazla ayrıntı var dizide, geçmişi geleceği. Ama asıl ana fikir. Leonardo özgür olmayan zamanında, geleceği kurtarmaya çalışışını izleyeceğiz. Kiliseye karşı yoldaşlarıyla birlikte verdiği amansız savaşı. Floransa'nın elit kesimi ile fakir kesimi arasında oluşturduğu bağı. Zevkle izleyeceğinize eminim. Tek üzüntü veren noktası ise 3. sezonun son olması. Bakalım bir kaç yıl bekleyelim, eğer yaşarsak hep beraber devamını izleriz.


        Imdb Puanı: 8,1 (Bundan çoğunu hak ettiğini düşünüyorum)
        Da Vinci's Demons Fragman
     






    Dizi tanıtımlarına daha sonra devam edeceğim, bir yandan da yeni dizileri izlemem gerekiyor size tanıtabilmem için. Görüşmek dileğiyle.

The Flash (2014-)

The Flash belki de izleyebileceğiniz en iyi süper kahraman dizisi. Her ne kadar biraz daha çocuklar için olduğunu düşünsem de gerçekten sürükleyici ve etkileyici. Arrow için söylediklerimi Flash için söylemem mümkün değil. Kanalları, yapımcıları aynı olsa da hatta Flash, Arrow'dan türemiş olsa bile çok daha iyi olduğunu düşünüyorum. 2 dizi birbirine bağlantılı, beraber ilerliyorlar. Arrow 3. sezonda iken Flash başladı çok da iyi yaptı aslına bakarsanız.
   
Yapımcılar yine Greg Berlanti, Geoff Johns ve Andrew Kreiserberg oyuncular ise : Grant Justin, Candice Patton, Danielle Panabaker vs .
     
Şu anda 2. sezon devam etmekte 3. sezonun olup olmayacağı kesin değil, ama büyük ihtimalle olacaktır. Böyle diziler kolay kolay bitmez. Aynısı Arrow için de geçerli.

Flash, Arrowdan türemiş bile olsa kendi hikayesine daha sadık bana sorulacak olursa. Ve özellikle Flash'ı canlandıran Grant Justin harika bir seçim olmuş. Flash kostümüne cuk oturmuş diyebilirim. Hikayemiz Central City'de geçiyor, şehirde büyük bir patlama oluyor ve Barry (Flash) yıldırım çarpması sonucu 9 ay komada kalıyor ve bu süre boyunca ona doktor Harrison Wells (şehirdeki patlamanın sorumlusu). 9 ay sonra Barry uyandığında süper hıza sahip olduğunu fark ediyor. Ve bu gücünü suçla savaşmakta kullanıyor (biri de farklı bir şey yapmaz zaten) Yeni takımı dr Harrison Wells, Caitlyn ve Cisco ile beraber suçla savaşıyorlar. Bu sırada Barry'nin daha da hızlanabilmesi için çalışmalar yapılmakta. Sanırım bu kadar yine spoiler vermeyeceğim . İzlemenizi tabi ki tavsiye ediyorum. Tavsiye etmeyecek olsam burada işim ne zaten. İyi seyirler. Bu arada son bir tavsiye; 
    
Arrow 3. sezona geldiğinizde Flash'a başlamanız olacak. Hikayeyi tam olarak kavrayabilmeniz açısından. Çünkü Flash, Arrow'un 2. sezonunda ortaya çıkıyor, daha doğrusu Barry.

      Imdb puanı : 8,3